GEZİ REHBERİ

GANDHI KİMDİR – HAYATI, ÖLÜMÜ, HAKKINDAKİ ŞOK EDİCİ GERÇEKLER | iLGinciX.Biz

Mahatma Gandhi geliştirdiği barışçıl yöntemler ile Hindistan’ı özgürlüğüne kavurşturmuş, dünya çapınca özgürlük ve insan haklarınının ikonu olmuş “yüce ruh” lakaplı bir aktivist. Asıl adı Mohandas Karamchand Gandhi, Sanskritçe yüce ruh anlamına gelen “Mahatma” kendisine insanlık adına yaptıklarından sonra verilmiş bir ünvan.

Şiddet içermeden direnmeyi savunan satyagraha felsefesinin öncüsü olarak biliniyor. Direniş yöntemleri arasında yürüyüşler, işbirliği yapmama, kurallara uymama, boykot, grev gibi sivil itaatsizlik methodları var. İnsanları, sonucunda sadece kendilerinin zarar göreceği (hapse girmek, işten atılmak, vb gibi) aksiyonlar içinde olmalarını öğütler. Gandhi bu yöntemleri kullanarak Hindistan’ı bir İngiliz sömürgesi olmaktan kurtarmıştır. Aynı zamanda sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle savaştı.


Yöntemleri ve söylemleri Martin Luther King Jr. ve Nelson Mandela gibi siyahi özgürlük liderlerine devrimlerinde rol model oldu.

Gandhi ikonlik bir vatandaşlık hakları ve özgürlük aktivisti olsa da, bazı çevrelerde yoğun eleştiriye tutuluyor. Irkçılık ve kadın istismarı ile ilgili hakkında ciddi suçlamalar var. Aynı zamanda Hindistan’nın İngilizlerden kurtarıcısı ve kurucusu olmasına rağmen Hindistan’da bir ülke kurabilecek kadar çok sevmeyeni de var. Çok dindar bir Hindu olmasına rağmen 1948’de fanatik bir Hindu Hintli tarafından vurularak 78 yaşında hayata gözerini yumdu. Laikler tarafından da ayrıca eleştiriliyor. Peki ama neden?

İşte bu yazımızda Gandhi kimdir, hayatını nasıl geçmiştir ve neler başarmıştır tekrar hatırlarlatmak ve diğer taraftan da, sevmeyenlerinin eleştirilerine değinmek istedik.

Gandhi’nin Hayatı & Hindistan’ın Bağımsızlığı

Ailesi ve Çocukluğu

Gandhi ve abisi Laxmidas, 1886

Gandhi 1869’da Hindistan’da orta sınıf bir aileye doğmuştu ama babası İngiliz yönetiminde olan ülkedeki eyaletlerden birinin başbakanıydı. Babasının onun da kendisi gibi bir yönetici olmasını umduğuundan hukuk okuması konusunda ısra ettiği söyleniyor. Annesinin çok dindar bir Hindi idi. Çocukluğunda sıradan bir öğrenciydi. 13 yaşına geldiğinde ailesinin ayarladığı bir eş ile evlendirildi. 1 yıl aranın ardınan eğitime geri döndü. 20 yaşında ilk kez baba olan çift 4 çocuk yaptı.

Eğitim Hayatı

Londra’da eğitim gördürken

İlk olarak Hindistan’da üniversiteye başladı ancak devam etmemeye karar verip ailesinim yanına geri dönmüştü ancak bir aile dostu olan Hindu teşviği ve avukat olan abisinin maddi desteği ile İngiltere’ye terkar hukuk okumaya gönderildi. Gitmesini istemeyen annesi ve eşine İngiltere’de et, alkol ve kadınlara dokunmayacağı yemin eder.

Vejetaryen olması ona İngiltere’de beklenmedik kapılar açar. Katıldığı Londra Vejetaryen Topluluğu’nda dünya görüşüne ve daha sonraki yıllardaki politikalarına büyük ölçüde katkıda bulunacak idealist bir çevre edinir. Buradaki arkadaşları kapitalist ve endüstiyel düzene başkaldıran, ahlakın metaya üstünlüğünü, sade yaşamayı, çatışarak değil işbirliği ile problem çözmeyi savunan farklı çeşitli insanlardır.

İyi Başlamayan Avukatlık Kariyeri

Hindistan’a geri döndüğünde annesi vefat ettiğini ve ondan bu bilginin saklandığını öğrendi. 2 yıl kariyerinde başarı gösteremedi. Hatta şahitleri sorguya çekmeyecek kadar yüzleşmelerde zorlandığı için bir davasında mahkemeden kaçtığı ve müvekkiline parasını iade ettiği biliyor. Ardarda yaşadığı başarısızlıkların sonra iş imkanları onun için oldukça daralmıştı. Dolayısı ile bir tanıdık üzerinden yine bir İngiliz kolonisi olan Güney Afrika’daki Hintli bir şirketin Hintli bir avukat aradıklarını öğrenince ülkeden ayrılmak istememesine rağmen kabul etti.

Gandhi’nin Piştiği Yer: Ayrımcılıkla Dolu Güney Afrika’da 21 Yıl


1893’te sadece 1 seneliğine gittiği Güney Afrika’da 21 sene kalacak olan Gandhi burada yaşadığı ayrımcılık karşısında pişecek, büyüyecek ve bir lider olacaktır. Gandhi Güney Afrika’ya vardığında kendini beyaz olmayanların 2. sınıf vatandaş olduğu bir dünyada bulur. Gandhi yerini bir beyaza vermediği için trenden atılır (ırkçılık ve adaletsizlikle ile savaşmaya karar verdiği dönüm noktalarından birisidir), sarığı ile mahkemede avukatlık yapmasına izin verilmez, kaldırımlar ise sadece beyazların kullanımına açıktır, Hintliler mülk sahibi olamamakta ve gece özel izin almadan dışarı çıkamamaktadır. Burada geçirdiği yıl boyunca Hintlileri hakları konusunda bilgilendirmeye çalışır.

Şirketi ile yaptığı 1 yıllık kontrat sona ermiş ve tam Hindistan’a geri dönecekken, bulunduğu Natal bölgesinde Hintlilerin oy kullanma hakkını ellerinden alacak bir yasa tasarısının hazırlandığını öğrenmesi üzerine kalıp savaşmaya karar verir.  1894’te Natal Hint Kongresi’ni kurar. Yasa geçecek ve Hintliler seçme haklarını kaybedecektir ama bu mücadele sırasında Gandhi Hindistan’da yaşayan Hintlileri tek bir çatı altında organize etmeyi ve davalarına uluslarası dikkat toplamayı başarır. İngiltere’nin tüm vatandaşlarının eşit olmadığı, kolonilerinde ayrımcılık olduğunu ortaya döker.

1987’de hem davası için lobi yapmaya, hem de eşi ve 2 çocuğunu Güney Afrika’ya getirmek üzere (2 tanesi daha burada doğacaktır) Hindistan gider. Döndüğünde kızgın bir  beyaz topluluk Gandhi’yi linç etmeye çalışır. Bütün sıkıntılara rağmen burada başarılı bir avukatlık bürosu kurar.

Buraya kadar Gandhi’nin hala İngiliz üst kimlikli bir Hintli olarak görmektedir. Hatta İngiltere ve Avrupalı yerleşimciler arasında çıkan Boar Savaşı’nda (1899-1902) İngiltere’ye destek olmak üzere 1100 Hintli gönüllüden oluşan bir sedyeci ekibi kurar. Aynı şekilde yine gönüllü toplayarak İngilizlerin siyahı Zulu kabilesini bastırmak için açtığı savaşa destek verir. Bu sayede İngiltere’ye Hintlilerin hem hakları, hem de vazifeleriyle eşit görülmesi gereken yurtdaşlar olduklarını ispatlamayı amaçlamaktadır ancak İngilizler zaferle çıkmasına rağmen Hintlilerin durumlarında hiç bir iyileşme olmaz.

Günaey Afrika yılları hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

Satyagraha: Pasif Direnişin Başlangıcı

1913- Gandhi’nin Güney Afrika’da başlattığı Transvaal Yürüyüşü

1906’da Hindi evliliklerinin tanınmaması gibi maddeler içeren Hintlilerin haklarını daha da kısıtlayan bir yasanın ardından Gandhi ilk sivil itaatsizlik kampanyasını başlatır. Hintlileri, sonuçları ne olursa olsun onları ezen yasalara boyun eğmeden inandıkları eşitliğe sahip çıkmaya davet eder. Adını da “hakikate bağlı kalmak” anlamına gelen Satyagrahis (Satyagraha) koyar. Bu şiddete başvurmayan,  sadece kendi başını yakarak, kendini feda ederek ve acı çekmeyi kabul ederek sorunları çözmeyi hedefleyen yepyeni bir tekniktir. Temelined işbirliği yapmama ve  Örneğin; Gandhi izin kağıda almadan seyahat ederek özellikle yasaları çiğner ve bunun için hapse gider.

Floransa Gezilecek Yerler | Floransa Gezi Rehberi – Yolda Olmak   

Hintlilerin bu şekildeki pasif direnişi 7 yıl sürer. Yüzlerce insan itaatsizliklerinin sonucunda isteyerek hapse girer, işsiz kalır, hatta vurularak öldürülür. Bu sayede Güney Afrika’daki yönetimin zalimliği dünyada daha çok konuşulur olur ve en sonunda İngiltere’den gelen yoğun baskı üzerine Güney Afrika yönetimi Gandhi ile anlaşmak zorunda kalır. Böylece Hindu evlilikleri tekrar kabul görür ve Hintlilere uygulanan bazı vergiler kaldırılır. Ancak yıllar sonra görülecektir ki Gandhi duruma kalıcı bir çözüm getirememiştir. Dolayısı ile Gandhi’nin Güney Afrika’yı değil, Güney Afrika Gandhi’yi dönüştürdüğü söylenir.

Bu dönemde Gandhi’nin işlerinin iyi gittiği, bu para ile insanlara yiyecek sağladığı, Tolstoy ile yazıştığı, emekçiliğe ilgi duyduğu, Kuran ve kutsal Hindu metinlerini çalıştığı, ayrıca 2 tane kommün çiftlikliği kurduğu biliyor.

Satyagraha ile yönettiği kampanyaları buradan inceleyebilirsiniz.

Hindistan’a Dönüşü

Gandhi ve eşi Kasturba, 1915

1914’te I. Dünya Savaşı başlamaden hemen önce Güney Afrika’dan ayrılır, önce birkaç ay Londra’ya, oradan da Hindistan’a döner. Hayatının ilk yarısını ailesinin koruyucu kanatlarının altında, ikinci yarısını ise yurt dışında geçiren Gandhi ilk defa Hindistan’ın gerçekleri ile 45 yaşında ülkesine geri döndüğünde tanışır.

Politikaya atılması için gelen teklifleri reddeder. Ahmedabad’da tüm kastlara açık bir aşram kurar. Hindistan’daki ilk 3 yılını inzivada, oruç tutarak, cinsellikten sakınarak, kendini meditasyon ve dini metinlere vererek geçirir. Bu süreçten Mahatma yani yüce ruh ünvanını alarak çıkar.

Buraya kadar Gandhi imparatorlukun bazı politikalarını eleştirse de  hala İngiltere’nin sadık bir hizmetkarıdır. Hatta I. Dünya Savaşı’nda İngiliz ordusu için gönüllü bile toplar.

İngilizlere İlk Başkaldırışı

Gandhi tekstil işçilerine seslenirken, 1917

1919’da İngilizlerin, isyana teşvikten şüphelendiği kişileri mahkemesiz hapse atma imkanı veren Rowlatt Act’i geçirmesi üzerine Gandhi tekrar sahneye çıkar ve ülkeyi Güney Afrika’da başarısını ispatlayan Satyagrahis’e, yani pasif direnişe, davet eder.

Asıl Gandhi’nin İngiltere’ye bağlılığını kopartan olay ise Amritsar’da İngiliz askerlerinin 400 Hintli prorestocusyu katletmesi olur. Güney Afrika’daki savaşta verdiği hizmetinden ötürü ona verilen madalyaları iade eder ve Hintlilerin İngiliz ordusunda 1. Dünya Savaşı’ında savaşmak üzere zorunlu askere alınmasına karşı çıkar. Artık Gandhi bağımsız Hindistan hareketinin lideri olmuştur. Sayesinde Hint elitlerinden oluşan Hint parlemantosu en tabandan en üste, tüm dini cemaatlerin yan yana bağımsızlık mücadelesi verdiği bir platforma dönüşür.

Gandhi Hintli yöneticileri İngiltere için çalışmaya son vermeye, öğrencilere devlet okullarına gitmemeye, askerlere görevlerini terk etmeye, halkı büyük protestolara ve İngiltere’ye vergi ödememeye, İngiliz ürünlerini kullanmamaya çağırır. İngiliz kıyafetlerinin bırakılması ve geleneksel Hint giysilerine dönülmesi ile de dokuma işleminde kullanılan çıkrık özgürlük hareketinin simgesi olur.

Birkaç köyde olayların şiddete dönmesinin ardından hareketi durdurması bazı takipçilerinde şiddet karşıtı dini öğretilerine vicdanı yenik düştüğü için hayal kırıklığı yaratır.

1922’de tutuklanarak 6 yıllığına hapse gönderilir ancak apandis ameliyatı neticesinde 1924’te yani 2 yıl sonra serbest bırakılır. Çıktığında hem Ulusal Hint Kongresi farklı liderler altında gruplarına, hem de ülkesini İngiltere’nin böl-yönet taktikleri sonucunda Hindu – Müslüman topluluklarına bölünmüş bulur. Gandhi’nin birleştirici liderliğinde zar zor bir araya gelmiş olan gruplar dağılmıştır. Açlık oruçları tutarak müslüman ve hindu halkı barışmaya çalışır. Tekrar partinin başına geçer ancak 1 yıl içinde çalkantılı iç politikalar ile başa çıkamayıp bırakır.

Bundan sonra insanlarda Gandhi’nin devrinin kapandığına dair bir intiba oluşur ancak 1927’de İngilizlerin içinde Hintli barındırmayan bir reform kurulu kurmasının ardından Gandhi tekrar sahneye çıkarak İngilizleri Hindistan’a 6 ay içinde yarı bağımsızlık vermezlerse, sivil itaatsizlik taktikleri ile tam bağımsızlık için savaşmak ile tehdit eder. Böylece tekrar partisinin yüzü olur. Ancak İngilizler taleplerini görmezden gelir.

Gandhi’yi TIMES Dergisinin Yılın Adamı Yapan Tuz Yürüyüşü (Tuz Satyagrahası)

Tuz Yürüyüşü

1930’da Hintlilerin tuz üretmesini ve satmasını yasaklayan ve özellikle dar gelirlilere ağır vergiler getiren yasayı (Salt Act) protesto etmek için Gandhi İngilizlere karşı ikinci bir sivil itaatsizlik kampanyası düzenler. Üzerinde evinde çıkrıkta dokunmuş beyaz bir şal, ayağında sandalet ve elinde bir değnek ile Umman Denizi’ne doğru 390 kilometrelik bir yürüyüşe çıkar. Amacı orada sembolik miktarda bir tuz üretereak yasayı delmek ve yönetime meydan okumaktır.

24 günlük yürüyüşün ardından birkaç düzine insan eşliğinde hedefe vardıklarında deniz suyunu kaynatıp tuz elde ederler. Ülke çapında benzer protestolar yayılmaya başlar. Gandhi dahil 60,000 Hintli hapse atılır. Hareketin etkisi öyle büyük olmuştur ki Times dergisi onu yılın adamı seçer.

1931’de hapisten çıktığında İngilizlerle bir anlaşmaya var: Tuz direnişini sona erdirmek karşılığında politik hükümlülerin salınması ve sadece deniz kenarında yaşayanların tuz üretebilmesi yönünde (Salt Act ile ilgili önemli bir kazanım sağlanamamıştır) el sıkışılır. Takibinde İngiltere’de Hint Kongresini temsilen bir oturuma katılır ancak oradan da bir sonuç alamadan döner.

Gandhi’nin tekrar bir provokasyon yaratmasından korkan İngiltere’nin Hindistan valisi Londra’dan dönen Gandhi’yi hapse atar.

Dokunulmazlara Ayrı Temsil Hakkı Verilmesini Protesto Etmesi

İngilizler Kast sisteminde en alt sınıf olan dokunulmazlar arasınsa ayrı bir seçim yapılarak onlara 70 yıl boyunca temsil hakkı vermek ister. Gandhi dokunulmazların özgürleşmesi gerektiğini ancak onlara ayrı seçim yapılmasının İngilizlerin toplumdaki mevcut çatlakları kullanarak ayrımları derinleştirme yolu ile Hindistan’ı yönetme çabası olduğunu söyleyerek itiraz eder. Belirtmek gerekir ki dokunulmazların lideri Dr. Bhimrao Ramji Ambdekar’a göre Gandhi alt sınıgfı koruma iddiasında samimi değildir.

Avustralya Nerede – Avustralya'ya Nasıl Gidilir   

Gandhi’nin dokunulmazlara ayrı seçim hakkı veren uygulamayı protesto etmek için hasipteyken tuttuğu açlık orucu neticesinde Gandhi ölürse halkın ayaklanacağından korkan İngilizler geri adım atar.

Hapisten çıktıktan sonra Gandhi 1934’te Ulusal Hint Kongresi’nin hem liderliğinden, hem de üyeliğinden ayrılır çünkü kongrenin şiddetsizlik ilkesine içtenlikle inanmadığına ama İngilizlere karşı etkin bir method olduğu için kullandıklarına kanaat eder. Kırsala yerleşerek en alttan üste doğru ülkeyi yeniden yapılandırmak için çalışır. Kongre liderliğine de Gandhi’nin de kendine yakın bulduğu Jawaharlal Nehru gelir.

Hindistan’ı Terk Edin Hareketini Başlatması – “Yapın ya da Ölün” Çağrısı

İngiltere’nin 2. Dünya Savaşı’na girmesinin ardından bir İngiliz toprağı olan Hindistan da kendini savaşa çekilirken buldu. Hindistan’da savaşa katılımla ilgili farklı sesler yüksekliyordu. Ulusal Hint Kongresi Hindistan’a tam bağımsızlık verilmesi karşılığında İngiltere’ye askeri destek göndermek için İngilizlerle el sıkışmayı, Gandhi ise sadece moral destek vermeyi savunuyordu.

İngiliz yönetimin bir yandan içi boş bağımsızlık vaadleri ile Hindistan’ın oynarken diğer yandan Hindi çoğunluğa karşı Müslüman azınlığı güçlendirmeye çalıştığını fark eden Gandhi 1942’de “Hindistan’ı Terk Edin!” hareketini başlattı. Gandhi ve Kongre’nin en kararlı adamıydı. Gandhi “Do or Die” yani “Yapın Ya Da Ölün!” sloganı ile Hintlileri ölümüne itaatsizlik etmeye çağırmıştı (İlerleyen günlerde İngilizlerin sert bir şekilde bastıracağı protestolarda 1000 kişi can verecekti).

Winston Churchill’in “İngiliz İmparatorluğu’nu tasfiye etmek için Kral’ın başbakanı olmadım” cevabının ardından Gandhi, eşi ve tüm Ulusal Hint Kongresi liderlerini tutuklandı. Hindistan ayağa kalmış ve isyanlar büyümüştü. Başkaldırılırı İngilizlerin sert şekilde bastırmaları sonucu artık Hindistan – İngiltere ilişkiler telafisi olmayan şekilde bozulur.

Gandhi’nin eşi Kasturba hapisteyken ölür. 19 aylık hapsin sonunda, Gandhi’nin de sağlığı kötüleşince, hapiste ölmesinin ortalığı iyice karıştırcağından korkan yönetim Gandhi’yi serbest bırakır.

Hindistan’ı Bağımsızlığı ve Bölünmesindeki Rolü

Ülkenin Hindistan ve Pakistan olarak bölünmesi sonucunda göç etmek zorunda kalan insanlar

1945’te Churchill ve partisinin seçimleri kaybetmesinin ardından Hindistan – İngiltere ilişkilerinde yeni bir sayfa açılır. 1947’de yeni hükümet Hindistan Müslümanlar Birliği ve Ulusal Hint Kongresi ile birlikte üçlü görüşmeler gerçekleştirir.

Hindistan Müslümanlar Birliği 1906’da Müslüman haklarını korumak için kurulmuş ve genel olarak İngiliz hükümeti ile yakın olan  kurumdu. 1913’te görüş değiştirerek Hindistan’ın bağımsızlığını savunmuştu. 1945’teki  bağımsızlığa dair görüşmelerde ise Ulusal Hint Kongresi Hindistan’ın toprak bütünlüğünü koruyarak bağımsızlığını isterken, Hindistan Müslümanlar Birliği ayrı müslümanların ayrı bir ülke olmasını savuruyordu.

Gandhi pazarlıkta aktif rol oynuyor ve toprak bütünlüğünün korunmasını savunuyordu. Hindistan Müslümanlar Birliği’nin lideri ve aynı zamanda arkadaşı olan Muhammed Ali Cinnah’a bunun bir İngiliz böl-yönet taktiği olduğuna, beraber daha güçlü olduklarına ikna etmeye çalıştı, ve hatta ülke yönetimini ona teklif etti, ancak  Cinnah kabul etmese bile toplumdaki diğer ayrılıkçı liderler kavgayı sürdüreceği için teklifi geri çekti. Toplum içinde Müslüman- Hindu çatışmaları çoktan başlamıştı bile.

Gandhi şiddetsizlik ilkesine rağmen iç savaş pahasına ülke bütünlüğünden taviz vermemeyi savunuyordu ancak git gide büyüyen şiddet olayları karşısında Ulusal Hint Kongresi tarafından bölünmeyi kabul etmeye ikna edildi. Emparyalist güçler bölgeden ayrıldıktan sonra ortam yumuşar diye ummuşlardı.

Maalesef bölünme daha gerçekleşmeden şiddet olayları büyüdü. Gandhi bu bölgeleri turlayarak iki toplumu bir araya getirmeye çalıştı. Ancak işe yaramadığı gibi, müslümanlara ılımlı tavırları ile bağnaz Hinduları kızdırıyordu.

İngilizlerin çizeceği sınırla yurtları ikiye bölünecek insanlar sınırın “doğru tarafında” kalmaya çalışırken, oluşan kaosta 1 milyon insanın öldüğü, 17 milyon insan techirden etkilendiği, evsiz, mülksüz kaldığı söyleniyor.

15 Ağustos 1947’te Hindistan’nın kuzeybatısı Müslümanlara verilerek Pakistan kuruldu. Gandhi’nin konu üzerine sözleri “Talep yerine getirildi çünkü bunu siz istediniz. Kongre’nin tercihi  asla bu değildi. Ama Kongre halkının nabzını dinler. Kongre hem Hinduların, hem de Sihlerin isteğini duydu” olmuştur.

Bölünme ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz tıklayarak  National Harold India ve Aljazeera‘daki ilgili yazıları okuyabilsiniz.

Gandhi’nin Ölümü


Gandhi tüm dünlerin bir arada varolabildiği laik bir Hindistan2ı savunuyordu. 15 Ağustos 1947’te bağımsızlığın ilanından önce bir ölüm orucuna başlayarak dini gruplar arasında çatışmayı kışkırtanları kınamış ve insanları hoşgörüye davet etmişti. Orucu sayesinde Calcutta’da bir isyan bitmiş, Delhi de toplumsal barış sağlamıştı ancak Gandhi’nin şiddete karşılık vermeme konusundaki ısrarına isyan ederek “Gandhi ölsün” sloganları atan Hindular da vardı.

“Hindistan’ın Hinduizm’in, İslam’ın ve  Sihizm’in yıkılışına çaresiz bir tanık olmaktansa ölüm benim için şanlı bir kurtuluş olur” diyen Gandhi son orucuna 13 Ocak’ta başladı. 1 hafta sonra, 20’sinde, Hindu fanatikler Gandhi’ye bir suikast girişiminde bulundular. Bu ilk değildi.

Adaletsizlikle şiddet ile değil,  kendinden feda ederek, özveride bulunarak savaşmayı bir dünya görüşü ve ekol haline getiren Gandhi, öğretisini tamamlamak için suikastini kolları açmış bekliyordu. Tekrar eden suikast girişimlerine rağmen güvenlik önlemi almayı reddetmiş, “Eğer delirmiş bir adamın mermisi ile ölürsem, gülümseyerek gideceğim. Tanrı kalbimde ve dudaklarımda olacaktır. Ve eğer bu olursa, tek damla yaş dökmeyin” demişti.

29 Ocak’ta 78 yaşındaki Gandhi, Hindistan’ın bir Hindu ülkesi olduğunu savunan, laiklik karşıtı Nathuram Godse isimli bir fanatik Hindu tarafından göğsünden 3 kere vurularak öldürüldü. Gandhi’yi öldürerek etkisi yok etmeyi hedefleyen katil, aslında Gandhi’nin kendini feda etme ilkesini yücelten mükemmel sonu yaratmış olur.

Tiran Nerede – Tiran'a Nasıl Gidilir   

Bedeni Hindu inancına uygun olarak yakıldıktan sonra külleri ülkenin dört bir yanına dağıtılır ve oralarda su ile buluşması sağlanır. Ancak bir kısmı da bir takım kişiler tarafından yurt dışına kaçırılmıştır. Örneğin bugün ailesi hala Los Angeles’taki bir aşramda bulunan küllerinin suya serpilmesini talep etmekte.

Gandhi’nin ölümü hakkında daha fazla bilgi için tıklayın: History Today

Gandhi ve bağımsızlığın simgesi haline gelen çıkrık

Siyahiler Neden Gandhi’yi Irkçılıkla Suçluyorlar

Siyahi özgürlük hareketinin öncüsü olan Nelson Mandela Gandhi’i rol model almıştı. Martin Luther King Jr. Mumbai’ye geldiğinde otel odası olmasına rağmen Gandhi’nin odasındaki kalmayı rica etmiş, 2 gece onun yatağında yattıktan sonra All India Radyosu’nda Gandhi’nin sivil itaatlik methodlarını benimsediğini duyurmuştu. Gandhi’nin yaklaşımının “Irklar arası ilişkilerde çok umut vaad ettiğini” söylemişti.

60 yıl sonra bazı siyahiler Gandhi’yi ırkçılıkla suçlamakta. Güney Afrika’da heykeline saldırdılar, Gana Üniversitesi’nde başlatılan #Ghandimustfall kampanyası uluslararası ses ve katılım gördü, birçok yerden heykelleri kaldırtıldı. Gerçekten de Gandhi’nin gençlik zamanlarındaki söylemleri hakkındaki iddialı doğrular nitelikte. 1903’teki yazısında beyazların üstün ırkın olduğunu söylüyordu. Siyahiler için de “belalılar, çok pisler ve hay  van gibi yaşıyorlar” demişti.

Güney Afrika’da 1906’da Zuluların (siyahi yerel halk) 2 İngiliz subayını öldürmesi üzerine, İngilizler onlara karşı savaş ilan etmişti. Gandhi, Hintlilerin beyazlar ile eşit yurtdaşlar olduğunu ispat etmek için Hintlilerin askere alınmasını talep etmişti. İngilizler Hintlilere orduda yer vermese de gönüllü bir sedyeci ekibi ile destek vermelerini kabul ettiler. Yani Gandhi İngilizlerin siyahları bastırmasında işbirliği yapmıştı.

Aynı zamanda bir konuşmasında siyahların Hintlilerden daha düşük bir sınıf olduğu şu cümleleri ile ifade eder: “Bizden daha az gelişmiş olan melez kastlar ve kaffirler (yerli siyahlar) bile hükûmete karşı çıktı. Paso yasası onlara da uygulanıyor ama hiçbiri paso almıyor”.

Irkçılıkla ile suçlanan bir başka söylemi de 24 yaşında Natal Kongresi’ndeki”Anglo-saksonlar ve Hintliler aynı Aryan soyundan geliyorlar” lafı. 1994’te nihayet siyahi halka oy kullanma hakkı verildiğinde ülkenin dört bir köşesine heykelleri yapılmıştır.

Nelson Mandela’ya göre sonraki yıllarda Gandhi ve arkadaşları Afrikalılara tıbbı destekte bulunmuş ve ırkçıkla savaşmıştır. Her ne kadar ölümünden sonra azizleştirilse de hayatında aklanması hataları olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak bu hatalarından öğrenmiş ve ayrımcılık karşıtı bir insan olma yoluna girmişti.

Daha fazla bilgi için NPR‘ı okuyabilirsiniz.

Gandhi’nin Kadın İstismarları

Gandhi kadınların politikada aktif rol almasını savunmuştu ancak bugün cinsel eğilimlerini sapkınlıkla suçlanıyor.

Gandhi cinsellikten sakınarak arınmak anlamına gelen Hinduizm öğretisi brahmacharya‘yı savunuyordu. Brahmacharya’ya göre cinselliğin bir zevk aracı değildi, sadece üremeye özel kalması gerekiyordu. Gandhi de insanları sık sık  insanları brahmacharya‘ya çağıran vaazlar veriyordu. Çocuklarının ardından, 38 yaşından sonra (hala Güney Afrika’dalardı) eşi ile hiç sevişmemişlerdi. Ancak Hindistan’a döndükten sonra arzularını dizlenlemekte zorlandığını söylüyordu.

Özel hayatının bazı detayları ise ölümün üzerinden anca onlarca yıl sonra açığa çıktı. Aslında ara ara duyuluyor ancak halının altına ittiriliyordu. Eşi Kasturba 1944’te öldüğünde yatağını kendinden çok küçük çıplak kadınlar ile paylaşmaya başlamıştı. Birisi 33 yaşındaki  (Gandhi 77 yaşındaydı) doktoru Sushila Nayar’dı. Diğeri ikisi ise kendinden yaklaşık 60 yaş küçük yeğeni Abhave evlatlığı Manu (18) idi. Ortaya çıktığında onları yatağına sevişmek için değil, nefsini test etmek için davet ettiğini söylüyordu. Ancak 1970’lerdeki röportajında Sushila Nayar “Ne zaman insanlar bu kadınlar ile, Manu, Abha ve ben ile, fiziksel temasını sorgulamaya başladı, o zaman brahmacharya deneyi ortaya atıldı. Daha önce buna brahmacharya deneyinden bahsetmiyorduk” demişti.

Cinsel birleşme olmasaydı bile bunun bir güç suistimali olduğunu ortada. Böyle bir lider karşısında genç kadınlar ne de durumu tartabilmek ne de rıza vermek için sağlıklı bir pozisyondalar. Psikoanalist Sudhir Kakar “aşramdaki kadınların sürekli Gandhi’nin ilgisi için yarıştığını” yazmıştı. Gandhi onlarla birliktelik yaşamıyordu ancak üzerindeki etkisi sayesinde başka türlü servislerinden yararlanıyordu ki bu da bir güç süistimaliydi.

Bağımsızlık ve bölünme yıllarında Müslüman ve Hristiyanlar çatışmaya başladığında ortalığı yatıştırmaya Bengal bölgesine giderken Manu’yu onunla gelmesini teklif ederken “İkimizde müslümanlar tarafından öldürülebiliriz. Saflığımızı en nihai teste tutmalıyız ki en saf fedakarlığı sunduğumuzu bilelim ve artık ikimizde çıplak yatmalıyız” demişti.

Gandhi cinsel kalıplarla oynamayı seviyordu. Aşramında kadın ve erkeklerin beraber banyo yapıp, beraber uyuyordu ancak cinsel diyalog kurmak yasaktı. Karı ve kocanın birlikte olmasını engelliyor, ancak eşlerinin geceyi kendisi ile geçirmesinde sıkıntı görmüyordu.

Daha fazla bilgi için Independent‘ı okuyabilirsiniz.

Gandhi’nin Kast Sistemine Yaklaşımındaki Çelişkiler

Hinduizm’in bir öğretisi olan kast sistemi toplumu hiyerarşik sınıflara böler. Herkesin mesleğini ve toplumdaki yerini ait olduğu kast belirler. Kast sistemi bilmiyorsanız öğrenmek için tıklayabilirsiniz.

Dinine çok bağlılığı olan Gandhi kast sistemini savunuyordu fakat bu sınıf organizasyonu dikey değil, yatay yorumlamayı önermişti. Ona göre kastlar herkese toplumda bir görev tayin ederek toplumda düzeni sağlıyordu ama kimsenin görevi kimseninkiden üstün görülmemeliydi. Örneğin; kast sistemi temizlik işlerini sadece dokunulmazlara layık pis ve gurur lekeleyici bir iş olarak görür. Orta sınıf bir kasttan olan Gandhi kastlar arasındaki üst-alt ilişkisini yıkmak için 1901’de, halkın gözü önünde kendi tuvaletini temizlemişti.

Kastlara bakışı eşitlemek birçok mücadele verdi ama bu sadece ahlaki değil, sosyo-ekonomik bir problemdi ve Gandhi’nin yaklaşımı yetersiz kalıyordu.

Gandhi’nin kast sistemine yaklaşımı hakkında daha fazla bilgi için Quora‘yı okuyabilirsiniz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı